AHMED
DAVUDOĞLU
404 -
408 NOLU HADİSLERİN ŞERHİ:
Bu rivayette İmam-ı
Müslim bir nevi tekrar yapmıştır. Şöyle ki: Cabir b. Abdillâh El-Ensarî ashab-ı
kiramın en meşhurlarından ve en çok hadis rivayet eden altı zattan biri olduğu
halde onun hakkında «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in
ashabındandı» demiştir.
Nevevi'nin beyanına göre
bunun sebebi ravilerden bazısının onu sahabi olup olmadığını şüphe ettirecek
şekilde göstermiş olmasıdır. Çünkü bazı raviler küçük yaştaki bazı ravikre onu
bu şekilde rivayet etmiş olabilirler. Bu gibi hallerde Müslim bu hadiste
yaptığı gibi izahta bulunur. Ashab-ı kiramın içinde ondört tane Cabir vardı.
Bunların üç tanesi Cabir b. Abdillâh adını taşırlar. En meşhurları burada ismi
geçen Cabir b. Abdillâh El-Ensarî 'dir. Hz. Cabir, Resulullâh (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) 'den 1540 hadis rivayet etmiştir.
Fetret-i vahiyden murad
vahyin bir müddet kesilmesidir. Ülemâ-i kiramın beyanlarına göre; ilk âyetler
nazil olduktan sonra üç sene vahiy kesilmiş sonra «Müddessir» suresinin
âyetleri ile tekrar devama başlamıştır. Bundaki hikmet —Allah-u Alem—
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i vahye ve onun sikletlerine tehammüle
alıştırmak ve şevklendirmektir. Bununla beraber vahyin üç sene inkıtaa uğraması
Cibril-i Emin (A.S.)'ın hiç gelmemesi mânasına ahnmamalıdır.O arasıra Nebi
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e yine gelmiştir.
Bu rivayette Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in : «Bir de ne göreyim bana Hira dağında gelen
melek!..» buyurması saraheten gösteriyorki « Ikra' » âyetleri «Müddesir»
âyetlerinden daha evvel nazil olmuştur. Yani, ilk inen âyetler onlardır. Bundan
dolayı: «Kur'ân-i Kerîm'den ilk nazil olan âyetler Müddessir suresinin
âyetleridir» rivayetlerini imam Nevevî zayıf, hatta bâtıl bulmuş ve ilk nazil
olan âyetlerin alel ıtlak ikra âyetleri olduğunu; Müddessir âyetlerininse
vahyin fetretinden sonra indiğini Hz. Âişe . (Radiyallahu Anhâ) hadisi ile
ispat etmiştir. İlk defa Fatihâ'nm nazil olduğunu söyleyen bazı müfessirlerin
kavlini ise asla nazar-ı itibara almamış: «Bu sözün bâtıl olduğunu söylemeye
bile hacet yoktur» demiştir.
Hadisi Yunus, Ukayl ve
Ma'mer hep İbni Şihap'tan rivayet etmişlerdir Yunus'un rivayetinde «Fecüistü»
Ukayl ile Ma'merin rivayetlerinde ise «Fecüsistü» denilmiştir.
Kaadî İyâz
(Rahimehullah) bu üç râviden bazısının hadisi üç yerde de «Fecüistü» bazısının
üç yerde «Fecüsistü» şeklinde rivayet ettiğini söylemiş ve ekseri ravilere göre
hadisin Yunus ve Ukayl rivayetlerinde «Fecüistü» Ma'mer rivayetinde ise
«Facüsistü» şeklinde olduğunu ilâve etmişsede Nevevî bunun tamamen hata
olduğunu beyan etmiştir. Mezkur iki kelime yerine bazı rivayetlerde bâtıl
tashifler yapıldığını «El-Metalil» nam eserin sahibi rivayet etmiştir.
Yine bu hadisin bazı
rivayetlerinde «Zemmilunî» diğerlerinde «Dessiruni» tabirleri
kullanılmıştır. Bunlar da ayni mânaya gelen kelimelerdir.
Müddesir,Müzzemmil, Müteleffif ve Müştemil kelimeleri ayni mânaya gelirler yani
sarınıp bürünen örtünen demektirler. Cumhur-u ulemâya göre Müddessir esvabına
bürünen demektir. Marudi 'nin İkrime'den rivayetine göre Müddessir Nebiliğe ve
onun sıkletlerine bürünen mânasına gelir. Müddessir kelimesinin aslı mütedessir
olup «te» «dala» kalbedilmiş ve idgam yapılmıştır. Müddessir süresinin ikinci
âyetinde :
«Kalk artık, inzar et.»
buyuruluyor. Bunun mânası Allah'a imân, etmeyenleri Allah'in azabından
sakınmağa davet et, demektir. Görülüyor ki; Vahiy nazil olur olmaz Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) inzar vazifesi ile memur olmuştur. Burada şöyle
bir sual hatıra gelebilir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) evvelâ müjde
sonra inzar etmekle memurdur. Acaba burada müjde bırakılıpta niçin yalnız
inzarla memur olmuştur.
Cevap: Müjde ancak
müslümanlara yapılır. O zaman henüz müslüman olan yoktu. Onun için yalnız
inzarla memur kılınmıştır. Âyet-i kerîmedeki «Elbiseni temizle» emrinden murâd
fukahaya göre elbiseyi pisliklerden temizlemektir. Bazıları bundan murâd;
«nefsi kötülüklerden, noksanlıklardan temizlemektir» demişlerdir.
Ricz ve Rücz: Hadis-i
şerifte putlar diye tefsir edilmiştir. Ruc'dan murâd şirktir, zülmdür, günahtır
diyenler de olmuştur.
Arştan murâd: Kürsî yani
koltuktur. Kralın tahtına da arş derler.